|
Hamamın İçine Tuz Serpenler
Kategori: HikayelerEklenme Tarihi: Mar 14th, 2011Ekleyen: admin
Masasının üstünde duran derin düşüncesinden seri halde sıyrıldı.Yıldırımlar düşmüştü artık ıssız ovalara.Sesli kalabalıkların incitici heykelleri evine misafir olabilmeyi can-ı gönülden istiyordu.Neydi bu cidal merdivenlerinde yürümek,neydi bu koşuşturmacalar!.Kimisi ülfet bataklığında kaybettiği çatallarını ararken,kimisi de kaybettiği lezzetini aramaya durmuştu.Bu bataklıkta arayan kaybediyordu,hangisinde kazanmışlardı ki..aramanın sonsuz esintisi gizemli makaslarla kesilmiş ve bir kenara atılmıştı.Çorak arazilerde matem hoşamedisi çadırlarını kurmuştu.Kalabalık sesler,sesli kalabalıkla çay içme randevusuna hazırlanmıştı.Hazırdı su isteyen heykeller;düşünce helvasının kırıntılarıyla çölde eritilmiş gıdalarını küstürenler ise bugün sessizdi.Bir günün içerisine asırlık hüsran sıkıştırılmış ve istif edilmişti. Kavisli mimarisiyle inşa edilmiş bir hamam gözüne ilişti.Perspektifini daraltarak o yöne doğru ilerledi.Kapı önünde asırlık tozlar,genç adımlı terler ve çürümüş bir iskelet vardı.Teneşiri vakıf malı olmayan kasesinde gurbet iklimde hayata gözlerini kapadığı açık olarak belliydi.Hava güneş hediyesiyle baş başa,düşünce kristali ise kapı eşiğindeydi.Sönmeyen yangına yardım eli uzatabilecek tulumba henüz gölgesini bırakmamıştı.Gölge bile makamını istemiş,makam ile anılmaktan haz sırasına girmiş ve halkın arasına katılamamıştı.Ses cazibesinin gölge ile ünsiyet kurabilmesine yeşil ışık yakılması,ayrılmaz istek halinde tarihin talihsiz sicil defterine nakşını vurmuştu. Ne demekti gölgenin renk istemesi,makam sevdasıyla tac hevesi..?İnsanın özündeki oluşumun kapısıydı bu mesele.Kapıdan girenin kapı ile bakış açısının özdeşleşmesi rantabl karakterdi.Bu çekirdeğin aritmi patlaması asırlık çınarlara zarar verebilirdi.”Kapıdan ayrılmama” düşüncesi ile kapı eşiğine örümcek ağı gibi bağlanma farklı karakterin parkeleriydi.Kalbe girenin kapıdan içeri girmesiydi hayatın sarmaşıkları ve meyveleri.. Beli bükülmüş ihtiyar asırlık külfetini yaslamıştı masaya..Karşısında duran ise az önceki sessiz yolcu adayıydı.Söz,yaşın üstünlüğüne göre dilden süzülmüştü: -Hamam, bir iskeletin temiz olmasını sağlayamaz mıydı? Derin düşünceler insanın içini nasıl da yankılandırıyordu.Çağlayanlar haklıca haykırır çöllere.Kar çiçekleri bahara sarılarak tebessüm eder.Kuşlar kanatlarıyla süzülür bir tohum tanesine ulaşabilmek için.Yağmur katreleri kimseyi rahatsız etmeden iner insanlık çatısına.Meyveler önce kalbe sonra göze sevdirilir yaprak yaprak.Yeşil ruhu temizler ve yolculuğa çıkartır.Çölde ıssızlık ve yalnızlık vardır.İlham kapıları kapatılmamıştır yüzüne.Alın teri küstürülmez tarla kuşuna.Pencere camından süzülen yağmur tanesi yalnız değildir,adı üzerinde o bir yağmurdur.Melek kanatlarıyla yeryüzüne inen ve içimize misafir olan,meyvesini tattığımız sergüzeştin sonsuz yaratıcısı,iskeletin çürümüş dokusuna bir reçete yazmıştır. Kırk yıl öncesinden yere uzanmış iskeletin alnına bırakılan notta şunlar yazılmaktaydı: “İskeletin varlığı,hayatındaki yokluk krallığına havale edildi.Nasıl yaşamışsan o şekilde dirilecek ve iskeletini bu minvalde kaldıracaksın.Teneşirdeki yardımcıların şahit de olsa,yaşantındaki grafikler senin reçetendir.Her yaşayan kurtulamaz,kurtulmayı şeref bilenler müstesna.. Gürsel ÇOPUR Gönderen İsim/Mail:
Haber Yazari: admin (Kharon -)
... Yorum Yap |
Giriş Son Yorumlar
|
| Ana sayfa | Bilg/İnternet | Bilgisayar | Denemeler | Dini Yazılar | Genel | Hikayeler | Makaleler | Psikoloji | Sağlık | Tarih | Teknoloji |