Makalem.Net | Makale makaleler denemeler hikayeler dini makaleler yazılar ve yorumlar… Yazmak bitmez, kalem yorulmaz...
Ana sayfa Bilg/İnternet Bilgisayar Denemeler Dini Yazılar Genel Hikayeler Makaleler Psikoloji Sağlık Tarih Teknoloji
             
makale
Makalem.Net sitesinde yazılarınızın yayınlanması için kolayca üye olup yazılarınızı gönderebilirsiniz. Sitemizde bilgisayar, ekonomi, borsa, hisse,teknoloji,edebiyat,...
15/03/09 - 1:45 Yorum sayisi 12(12)

 

_”Hocam, en iyisi cesetleri siz de görün.Bu konuda daha iyi fikir sahibi olursunuz.dedi ve devam etti.

_”Yanlız sizin için gerekli makamlardan izin almamız gerekecek.Sanırım bu en az bir hafta sürer.Sizi ben izin aldığımızda ararım.”

 Dokto yazinin devami...

...
20/10/11 - 9:23 Yorum sayisi 0(0)

Ağzım bir karış açık doktoru dinliyordum.

_” Ne yani dedim.Cesetler mumyalanmış mı?Doktor:

_”Yapılan laboratuvar çalışmalarına göre hayır mumyalanmamışlar.Ya bizim bilmediğimiz bir kimyasalla korunmuşlar.Ya da  her nasılsa böyle bozulmadan kalabilmiş yazinin devami...

...
12/10/11 - 9:41 Yorum sayisi 0(0)
Hisar Süvarisi
Kategori: Denemeler, Dini YazılarEklenme Tarihi: Oca 26th, 2010Ekleyen:
{lang: 'tr'}

Bu senin Hisar’daki son sözlerinin damıtılacağı son melekler otağıydı. Veda turnikesinde kıvrana kıvrana, hicran içinde binbir sıkıntıların yoğrulduğu ve bayatlamayan dakikaların o tazelik içerisinde bahşedileceği anların soluk hafakanlarıydı..

Hafakan diyorum… Çünkü o, camiye gelmeden bir gün öncesinde Hisar bir
kontrolden geçer, gerekli işler dizayn edilir ve cemaat camiye öyle gelirdi. Yalnız bu gelişin keyfiyetinde bir gidiş kokusu hissediliyor, vefa cemaatine bunu belli etmemek için Hisar’ını yalnız bırakmıyordu. Ama neylersin, hisardan içeriye girişi dahi “ben artık gidiyorum” sözlerini farklı frekanslarda vicdanımızda hissettiriyordu. Sarık ve cübbesi yaşadığı o tertemiz hayatındaki, bizim dünyamızdan öte bir gönül putrağına takılmıştı. Artık kostüm böyle olunca duygu ve düşünce perspektifinde küçük tezatlığın 25 yıldır halka yansıtılan irşad anlayışına muhalif görünmesi; onu böyle bir hicran hisarına davet etmişti. Cemaate böyle bir durumun gerçekleştiği haberini iletince, çığlıklar gökteki melekleri dahi eşlik ettirmeye zorluyor, “hocam bir Hisar daha!” nidası karşısında metafizik gerilime geçiyordu. Ayıldığında gerçekten vefa gamzeden şu cemaatin yüzüne
bakıyor, bir müddet ağlıyor ve :”Merak etmeyin! Sizin huzurunuzda ölecek kadar talihli birisi değilim” diyor; kendini suçlu bulduracak bir saliseye dahi yeşil ışık yakıyordu ama Allah biliyordu ya, Hisar ortamına gelmeden bir haftaya kadar nasıl sancılar içinde içinde kıvrandığını, bir gün öncesinde nasıl beş saat uyuyamadığını. Hafakanlarının tercümanlığını halk, attığı çığlık vetiresinde anlıyacaktı belki.

Artık biraz kendine gelme, cemaatin içten çığlıklarıyla kesişince konuşma rötuşlarını ayarlamaya koyulmuştu. Her zamanki gibi ab-ı hayat hediyesine denk konumdaki konuşmalarını anımsatıyordu… ama burukluğunun da dizi ucunda. Neler konuşmamıştı ki tatlılığına erdiğimiz bu kutlu sofrada. Camiye gelmeden önceki o atmosferin kendisini hangi dünyalara sürüklediğinden, gönül aynalarımızda yakamozlarını hissettiğimiz Sahabi Efendilerimizin portrelerine kadar… iç dünyamıza misafir olmasını sağlıyacağımız o sıcak vaktin; cemaatin eriyen kalbinde nasıl makes bulduğu gözünden kaçmıyordu. “Hey gidi günler!” ile hafakanlarını dindirme telafisine
düşüyor, “Küçük Dünya”sından anekdotlarla, çekilen sıkıntıların mihenkleşerek aranılan örnek insan profiline zemin hazırlaması arzusunun zirvesinde görünüyordu; bir manada herşeyin o tahta kulübeciğin içerisinde kalmasına gönlü razı olmayacaktı.

Damarlarında kanı donup da üzüntü aysberglerinin Hisar sıcaklığında eritilmesi süreci; cemaatın bu gönüllere haykıran sesten fayda sağlayıp da tam kıvama erdiği zaman dilimine rastlıyordu. Ne talihli toplulukmuş onlar! Yed-i beyza şeffafiyetiyle açılan elleri, namütenahi ufuklara selam çakmanın ilk habercisiydi. Kuytu bir yerde “artık ben gidiyorum” çığlığından farklı bir mülahaza dairesinde içini döküyordu. Dökülenler arasında Cennet kevserlerine denk, Cebrail(a.s.) bardağının değişmez gıda buudu, gözyaşları da vardı.Vaktin müsaadesizliği ve vefasızlığı çerçevesinde zamanın gözyaşı gibi olumlu yönde akması, Hisar topluluğunun gerçekleşmesini istemediği o olaya pençe atıyordu.Yani, Hisar Süvarisinin düşüncesi “veda”ya kilitlenmişti.Gerçi Hisar topluluğu üzerindeki paslı kilitleri söküp atmıştı ya… Gözyaşının nasıl Cennet gibi bir değere sahip iksir olduğunu anlamıştı ya… Bu yeterdi onun hicran kilitlerini bir nebze de olsa açmaya.

Hisar, -bilmiyoruz- böyle bir süvarisini bir daha bulabilir mi bulamaz mı; ama bilinen şuydu: Fetih soluklu o süvarimiz, cemaatin gözyaşlarının kucağıyla kucaklaşarak veda ya vefa göstermişti.

Gürsel Çopur

{lang: 'tr'}
Haber Yazari: admin (Kharon -)
...

Yorum Yap

Giriş



Son Yorumlar

Ana sayfa Bilg/İnternet Bilgisayar Denemeler Dini Yazılar Genel Hikayeler Makaleler Psikoloji Sağlık Tarih Teknoloji