Saçma ve İntihar…
Kategori: Denemeler, GenelEklenme Tarihi: Åžub 7th, 2009 Ekleyen: admin



{lang: 'tr'} Yalnızca gerçekten ciddi bir tek sorun var: İntihar. YaÅŸamın yaÅŸanmaya deÄŸip deÄŸmediÄŸini düşünmek, felsefenin temel sorusunu yanıtlamaktır. Dünyanın üç boyutlu olması, zihnin dokuz ya da on iki kategorisi olması gibi sorunlar sonra gelir. Bunların hiç önemi yok. Yanıtlamak gerek önce. Nietzsche’nin de söylediÄŸi gibi, bir filozof saygıdeÄŸer olabilmek için özüyle sözü bir olmak zorundaysa, bu durumda yanıtın önemi ortaya çıkar, çünkü yanıt kesin davranışı önceler. Bunlar yürekte kendini gösteren apaçıklıklardır, ama onları zihinde aydınlık kılabilmek için derinleÅŸtirmek gerekir.
Åžu sorunun öbüründen daha öncelikli oluÅŸunun neye baÄŸlı olduÄŸunu kendi kendime sorduÄŸumda, yükümlendiÄŸi eylemlere göre diye yanıt verebilirim. Varlıkbilimsel bir kanıt için ölen insan görmedim. Önemli bir bilimsel doÄŸruyu bulan Galilei, yaÅŸamını tehlikeye soktuÄŸu anda bulgusunu kolaylıkla yalanlamıştır. Bir anlamda iyi de yaptı. Bu doÄŸru diri diri yakılmaya deÄŸmezdi. Dünya mı güneÅŸin çevresinde döner yoksa güneÅŸ mi dünyanın çevresinde döner, hiç önemli deÄŸil bu. Ne olursa olsun bu önemsiz bir sorundur. Buna karşılık yaÅŸamın yaÅŸanmaya deÄŸmediÄŸini düşünerek ölen birçok insan gördüm. Kendilerine yaÅŸama nedeni saÄŸlayan fikirler ve yanılgılar için çeliÅŸkili bir tutumla ölen insanlar da gördüm. (Bu yaÅŸama nedeni denen ÅŸey aynı zamanda eÅŸsiz bir ölme nedenidir). Bu durumda, yaÅŸamın anlamı sorunların en önceliklisidir diyorum. Buna nasıl bir yanıt bulunabilir? Tüm temel sorunlar üzerinde bununla öldürmek tehlikesine düşenleri ya da yaÅŸam tutkusunu çoÄŸaltanları anlıyorumiki düşünce yöntemi olmalıdır, La Palisse’inkiyle Don Quichotte’unki. Heyecana ve açıklığa aynı zamanda eriÅŸmemizi saÄŸlayan ÅŸey apaçıklığın ve lirikliÄŸin dengesidir. Hem alçakgönüllü olan hem duygu yükü taşıyan bir konuda bilgeliÄŸe dayanan klasik diyalektik yerini hem saÄŸduyuya hem de duygu yakınlığına dayanan daha ılımlı bir düşünce tutumuna bırakmalı. İntihar hiçbir zaman toplumsal bir olgu olarak incelenmedi. Tersine, burada, baÅŸlangıçta, kiÅŸisel düşünceyle intihar arasındaki iliÅŸki sözkcnusudur. Böyle bir davranış yüreÄŸin sessizliÄŸh.ae bir yapıt gibi hazırlanır, insanın kendisi bile bilmez cnu. Bir akÅŸam tetiÄŸi çeker ya da suya dalar. Bir gün bana, beÅŸ yıl önce kızını yitiren bir bina yöneticisinden sözettiler, adamın o zamandan beri çok deÄŸiÅŸtiÄŸini, bu olayın onu için için kemirdiÄŸini söylediler. İçin için kemirmekten daha uygun bir sözcük bulunamazdı. Düşünmeye baÅŸlamak için için kemirilmeye baÅŸlamaktır. Toplum bu baÅŸlangıçlarda çok büyük ÅŸeyler bulmaz. Kurt insanın yüreÄŸindedir. Onu orada aramak gerekir. VaroluÅŸun karşısındaki apaçıklıktan ışıkların ötesine kaçışı getiren ölümsü oyunu izlemek ve anlamak gerekir.
Bir intiharın pek çok nedeni vardır, genel bir biçimde en göze çarpanlar en etkilileri değildir. İnsanın düşünerek intihar ettiği pek görülmez (yine de bu varsayım çürütülmemiştir). Bunalımı başlatan şey hiçbir zaman denetlenemez. Gazeteler sık sık «derin üzüntüler»den ya da «onulmaz hastalıklardan sözeder. Bu açıklamalar geçerlidir. Ama bir kötü gün dostunun bile gün gelip onunla kayıtsız bir biçimde konuştuğu olmaz mı? O suçludur işte. Çünkü bu da askıda bulunan tüm kinleri ve tüm yorgunlukları ortaya dökmeye yeter.
Ama en kesin anı belirlemek güçse de, düşüncenin ölümle sözleştiği incelikli gelişimi belirlemek güçse de, bunun getireceği sonuçları davranışın kendisinden çıkarmak kolaydır. Kendini öldürmek, bir anlamda, melodramda olduğu gibi içini dökmektir. Yaşam tarafından aşıldığını ya da anlaşılmadığını bildirmektir. Yine de bu benzerlikler üzerinde çok durmayıp alışılmış sözcüklere dönelim. Bu yalnızca
«yaşamın değmez olduğunu» bildirmektir. Yaşamak elbette hiç kolay değildir. Yaşamın buyurduğu davranışlar gerçekleştirilir durmadan, bunun bir çok nedeni vardır, ilk nedeni de alışkanlıktır. İsteyerek ölmek, içgüdüsel bile olsa alışkanlığın gülünç özyapısmı, tüm derin yaşama nedeninin yokluğunu, günlük çalkantının anlamsız özyapısını ve acının boşluğunu kabullenmeyi gerektirir.
Bu durumda zihni yaşam için gerekli uykudan yoksun bırakan hesaba gelmez duygu nedir? Kötü nedenlerle bile açıklanabilen bir dünya içten bir dünyadır. Tersine yanılgılardan ve ışıklardan birdenbire yoksun kalan bir dünyada insan kendini yabancı duyar. Bu sürgün uzak bir ülkenin anılarından ya da adanmış bir toprağın umudundan yoksun kaldığı için çaresizdir. İnsanla yaşamı arasındaki kopuş, oyuncunun dekorundan kopuşu gibidir, bu da tam olarak saçmanın duygusudur.
Bu denemenin konusu, açıkça saçmayla intihar “asındaki ilintidir, intiharın saçma için tam oîaral: hangi ölçüde bir çözüm olduÄŸudur. Åžunu ilke olarak koyabiliriz: Aldatmayan insanın doÄŸru bildiÄŸi ÅŸey o insanın eylemini düzenleyecek ÅŸeydir. Bu durumda varoluÅŸun saçmalığına inanmak onun davranışını belirlemelidir. Açıkça ve duygusallığın yanlışına düşmeden bu buyruÄŸun sonucu anlaşılmaz bir durumu çabucak bırakmayı gerektiriyor mu diye sormak yasal bir meraktır. Burada elbette kendileriyle anlaÅŸmaya hazır insanlardan sözediyorum.
Açık bir deyimle söylersek bu soru hem basit hem de çözülmez gibi gelebilir. Ama yanlış olarak basit soruların aynı basitlikte yanıtları, açıklığın da açıklığı getirdiÄŸi varsayılır. A priori olarak ve sorunun terimlerini tersine çevirdiÄŸimizde, insan kendini öldürür ya da öldürmez gibisinden iki felsefi çözümün varlığı, evet’in varlığıyla hayır’m varlığı kendini gösterir. Bu da çok iyi olurdu. Ama bir sonuca varmadan boyuna soru soranları da düşünmek gerekir. Burada iÅŸi ÅŸakaya vuruyorum: çoÄŸunluktur sözkonusu olan. Ayrıca hayır diye yanıt verenlerin evet diye düşünürmüş gibi davrandıklarını da görüyorum. Gerçekte Nietzsche’nin ölçütünü benimsersek bunlar ÅŸu ya da bu biçimde evet diye düşünüyorlar. Tersine intihar edenlerin yaÅŸamın anlamına inanmış oldukları çok görülür. Bu çeliÅŸkiler giderilmez çeliÅŸkilerdir. Tersine mantığın öylesine istenilir gördüğü bu noktada bu çeliÅŸkilerin hiçbir zaman böylesine canlı olmadıkları da söylenebilir. Felsefi kuramların ve bu kuramları öğretenlerin davranışlarının karşılaÅŸtırıldığı ortak bir yerdir burası. Ama ÅŸunu da iyice belirlemeliyiz, bir yazın adamı olan Kirilov, efsaneden doÄŸan Peregrinos ve varsayımdan yola çıkan Jules Lequier’nin dışında yaÅŸama bir anlam vermekten kaçınan düşünürlerden hiç biri mantıkanm yaÅŸamı yoksamaya kadar götürmemiÅŸtir. Çok zengin bir masa önünde intihan öven Sehopenhauer’ı güle güle anla tirlar. Burada gülünecek bir ÅŸey yok. Ama trajiÄŸi böyle?! bir biçimde hafife almak pek ciddi bir iÅŸ olmasa da hafife alanı güç durumda bırakır.
Bu durumda bu çeliÅŸkiler ve bulanıklıklar önünde yaÅŸamla ilgili olarak sahip olunan görüşle yaÅŸamı bırakıp gitmek için yapılan davranış arasında hiç bir ilgi olmadığına inanmalı mı? Bu anlamda hiçbir ÅŸeyi abartmayalım. İnsanı yaÅŸamaya baÄŸlayan baÄŸda dünyanın tüm yoksunluklarından daha güçlü bir ÅŸeyler vardır. Bedenin yargısı zihnin yargısına deÄŸer ve beden yokoluÅŸ önünde geriler. Düşünme alışkanlığı edinmeden yaÅŸama ahÅŸkanlığı ediniyoruz. Bizi her gün biraz daha ölüme götüren bu akışta beden bu onarılamaz akışı korur. Sonunda bu çeliÅŸkinin temeli sıyrılma diye adlandıracağım ÅŸeydedir, çünkü o Pascal’cı anlamdaki oyalanmadan hem az hem çok bir ÅŸeydir. Bu denemenin üçüncü konusunu oluÅŸturan ölümcül sıyrılma umuttur. YaraÅŸacağımız bir baÅŸka yaÅŸamın umudu ya da yaÅŸam için deÄŸil de yaÅŸamı aÅŸan, yaÅŸamı yücelten herhangi bir büyük fikir için yaÅŸayanların oyunu yaÅŸama bir anlam verir ve yaÅŸamı aldatır.
Böylece her şey işlerin karıştırılmasına katkıda bulunur. Buraya kadar sözcüklerle oynanılması ve yaşamın anlamını yoksamanın zorunlu olarak yaşamın yaşanmaya değmediğini bildirmeye götürdüğüne inanır görünülmesi boşuna değildir. Gerçekten, bu iki yargı arasında hiçbir kaçınılmaz ölçü yoktur. Yalnızca, buraya kadar belirttiğimiz karışıklık, kopma ve tutarsızlıklarca yoldan çıkarılmaya boyun eğmeyi benimsememek gerek. Her şeyi bir yana bırakıp doğrudan doğruya gerçek soruna gitmeli. Yaşam yaşanmaya değmediği için insan kendini öldürür, işte kuşku götürmeyen bir doğru yine de apaçık olduğu için kısır bir doğru. Ama varoluşun böylece aşağılanması, bir yalana batırılması, onun hiçbir anlamı olmamasından mı geliyor?
umut ya da intiharla ondan kaçmayı getiren saçmalığı mı? İşte tüm geri kalanı bir yana bırakarak ortaya çıkarılması, izlenilmesi ve aydınlatılması gereken budur. Saçma ölümü getirir mi? Bu soruna öbür sorunların üstünde bir yer vermek, onu tüm düşünce yöntemlerinin ve yarargözetmez düşünce oyunlarının dışında tutmak gerekir. «Nesnel» bir kafanın her zaman tüm sorunlara katabildiği ayrıntılar, çelişkiler ve ruhsallık bu araştırmada ve tukuda yer almaz. Burada yalnızca haksız bir düşünce, yani mantık gerekli. Bu da kolay değildir. Mantıklı olmak her zaman kolaydır. Sonuna kadar mantıklı olmak hemen hemen olanaksızdır. Kendi elleriyle ölen insanlar böylece sonuna kadar duygularının eğimini izlerler. Bu durumda, intihar üstüne düşünce bana, beni ilgilendiren tek sorunu ortaya koyma fırsatını veriyor: Ölüme kadar götüren bir mantık var mıdır? Bunu, burada kökenini belirttiğim düşünceyi apaçıklığın ışığında, düzensiz bir tutku olmaksızın izleyerek bilebilirim yalnızca. Saçma düşünce diye adlandırdığım şeydir bu. Birçokları buna başladılar. Gene de bu yolda mıdırlar bilmiyorum.
Kari Jaspers birlik içinde bir dünya kurmanın olanaksızlığını açıklarken şöyle der: «Bu sınırlama beni bana götürüyor. Orada artık yalnızca temsil ettiğim nesnel bir görüş noktasının ardına gizlenemem, orada ne ben ne de bir başkasının varlığı benim için bir nesne değildir.» Kari Jaspers öbürlerinden sonra, düşüncenin smırîanna ulaştığı bu ıssız ve susuz yerleri anımsatıyor. Öbürlerinden sonra, evet elbette, ama nasıl acele ederler oradan çıkmak için! Düşüncenin gidip geldiği bu son dönüm noktasına en alçakgönüllü insanlar arasından bile birçok insan ulaştı. Bu durumda en değerli şeylerini, yaşamlarım bıraktılar. Bırakanlar arasında düşüncenin prensleri sayılan bazıları da vardı, ama onların kullandığı şey en an başkaldırısı içinde düşüncelerinin intiharıydı. Tersine, gerçek çaba burada olanaklar ölçüsünde tutunmak ve bu uzak ülkelerin garip bitkilerini yakından incelemektir. Dayanıklılık ve açık görüşlülük saçmanın, umudun ve ölümün karşılıklı konuştukları bu insanlıktan uzak oyun için birer ayrıcalıklı seyircidirler.
Albert CAMUS
{lang: 'tr'}
Sosyal Etiketler:


|

GiriÅŸ Son Yorumlar
|