|
Şiir Ve Şair
Kategori: Denemeler, MakalelerEklenme Tarihi: Şub 21st, 2010Ekleyen: ahmet demircan
“Şiirin yerini düzyazı aldı Edebiyat sanatının hemen hemen bütün milletlerin tarihindeki en temel, en eski, en yaygın, en estetik ve en asli türü şiirdir. Şiir, ilk edebi söyleyişlerden bugüne, insanoğlu için en sıcak, en etkili ve en lirik bir söz sanatı olagelmiştir. O kadar ki, çoğu dönem ve toplumlarda edebiyat ile şiir özdeşleşmiştir; edebiyat denilince zihinlerde beliren ilk örnek, şiir olmuştur. O zaman şu soruları soralım; ‘Şiir nedir?’, ‘Şair kimdir?’, ‘Şiir ile şair arasında nasıl bir ilişki vardır?’ ‘Şairler şiirlerinin içerisinde ne kadar yer alabilirler?’ Tarif, açıklama, analiz yoluyla ortak ve herkesin kabul edebileceği genel-geçer sonuçlara ulaşmak sadece pozitif bilimlere has bir özelliktir. Ama sanat laboratuara sokulamaz bir olgudur. Sanatta ferdi değerler ön plandadır. Bunun için şiirin, şairin ve ikisi arasındaki ilişkinin tarifi zordur. Montaigne bu konuda şöyle bir izahta bulunur: ‘‘Şiirin orta hallicesi beylik ölçülerle, sanat bilgisi ile yargılanabilir; ama şiirin iyisi olağanı aşan kuralların ve aklın üstündedir. Onun güzelliğini sağlam ve olgun bir görüşle fark eden, bir şimşeğin parıltısı kadar görebilir ancak. O güzellik aklımızı işletmez, başımızdan alır, allak bullak eder.’’ Aristo’dan bu yana pek çok filozof, estetikçi, edebiyat bilimcisi ve sanatkâr şiirin tarifini yapmıştır. Ama ortak bir noktada buluşamamışlardır. Yani öznel bir olgudur. Bu nedenle şiirin tarifini ansiklopedik bilgiden ziyade çeşitli sanatçı, düşünür ve şairimizden almak en doğrusu olacaktır. Aslında, şiir çağlar boyunca insanoğlunun içinde var olan iyiye, doğruya ve güzele ulaşma isteğinin bir sonucudur. Şiirin olmadığı yerde insan sevgisi eksik kalacak, hatta insanlar korkunç bir duygusuzluğun pençesine düşecektir. Çünkü şiir yaşadığımız dünyanın güzelliklerine yeni güzellikler katmakta, yaşamı bizim için daha renkli, daha güzel ve daha anlamlı kılmaktadır. Şiirle daha güzel bir dünyaya sığınabilir, çirkinliklerden kurtulabilir veya rahatsızlığını duyduğumuz bir yükten kurtulabiliriz. Şiirin sonsuz etkileme gücü duygularımızı uyararak, yaşamın bütün yönlerini, en ince ayrıntılarına varıncaya kadar önümüze serer. *İçinizde olmayan şiiri hiçbir yerde bulamazsınız. (Shelley) *Şairin kullandığı sözcüklerde insanlar için çeşitli anlamlar vardır; herkes beğendiğini seçer. (Tagore) *Şiirin ilkesi, insanın üstün bir güzelliği özlemesidir. Bu ilke bir coşkunlukla, bir ruh taşkınlığında kendini gösterir. Bu coşkunluk, aklın yoğurduğu gerçeğin dışındadır. (Baudelaire) *Şiir sanatı, eksiklikleri güzelliklere çeviren bir simya bilimidir. (Aragon) *Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü. (Cocteau) *Şiir olmayan yerde insan sevgisi de olmaz. İnsanı insana ancak şiir sevdirir. Şiir, insanı insana yaklaştıran şeydir. (Sait Faik) *Şiirin konuları hiç eksik olmayacaktır; çünkü dünya o kadar büyük, o kadar zengin, yaşam o kadar değişik manzaralı ki… Hiçbir gerçek konu yoktur ki şair onu gereği gibi işlemesini bildiği andan itibaren şiirden yoksun olsun. (Goethe) *Gerçek şiirin, asıl sanat eserinin kendi varlığından başka bir amacı yoktur. Kendisinde başlar, kendisinde biter. Bütün soyluluğu da buradan gelir. (Valéry) Şiir dili gündelik dilden birçok özelliğiyle ayrıldığı için dil merkezli her türlü yaklaşımın odağında yer almıştır. Sessel ve semantik (anlamsal) düzeylerde konuşma dilinden ayrılır. Şiir olmayan metine anlamı yazarı tarafından yüklenirken şiir kendi anlamını kendi üretir. Şiirde anlamda çok okurun anlamlandırmasından söz edebiliriz. Roman Jakobson’a göre şiir dilin güzel duyusal işlevindedir. Şiir dilinin kendine özgü yapısı konuşma dilinden sapmalarla, öne çıkartma ve düzenliliklerle sağlanmaktadır. Gündelik dilden sessel, sözcüksel, sözdizimsel, anlamsal her türlü sapma ile yineleme (uyaklar ve sözcük yinelemeleri) ve koşutluklar şiir dilinin öne çıkartılan özellikleridir. Ancak bu özelliklerin şiirin derin yapısında bir bağlılaşık bulma şartı vardır. Yani yapılan bir öne çıkartma anlama bir etkide bulunmuyorsa sadece yüzeyseldir ve şiirsel bir işlevi yoktur. Bazı sözcük ve dilbilgisi oyunları sadece moda olduğu için kullanıldığında şiire yarardan çok zarar verirler. Şiiri düzyazıdan ayıran dilsel özelliklerden en önemlisi anlamın düzyazıda çizgisel olması, şiirde ise çizgisel olmayıp dolaylı olmasıdır. Düzyazıda yani şiir olmayan bir metinde anlam hazır olarak vardır ve gösteren-gösterilen ilişkisi açıktır. Şiirde ise gösteren için birden fazla gösterilen olabilir ve her okur farklı gösterileni anlam olarak algılayabilir. Yani belli ve tek bir anlamın varlığından söz etmek zordur. İmge, şiirde anlama ulaşma yolunu daha etkili ve canlı hale getiren, anlamla başka şeyler arasında ilinti kuran bir zihinde canlandırma biçimidir. Bir bakıma bir hayal yaratmadır. Hayal söz konusu olduğu için seçilen şeyler dünyada var olan bildik cisimler ya da olaylar olmak zorundadır. Şiirin de kullandığı asıl madde insan yaşantısı olduğu için bu yaşantıyı şiirleştirmek işi imgeye düşer. O zaman şair kullandığı sözcüklerle algıların zihindeki bazı resimlerle eşleşmesini sağlar. Bunu başarabilen bir imgeye de biz iyi imge diyebiliriz. İmgenin şiirde nasıl ve ne kadar kullanılması gerektiği tartışma nedeni olmuştur. Örneğin Garip akımına karşı bir tepki olarak gelişen İkinci Yeni direkt olarak anlatılan günlük yaşantının yerine imgeyi koymuşlardır. İmge bir bakıma anlam yolculuğunun bizde bıraktığı güzel manzaradır. 1.c. Şiirde Uyak ve Ses Ne tür şiir yazılırsa yazılsın ses ve uyak şiirin vazgeçilmez öğelerindendir. Günümüz şiirinde halk ve divan şiiri örneklerinde olduğu gibi sistemli bir uyak kullanılmasa da şiire serpiştirilen ve düzenli olmayan ses benzeşmeleri şiiri canlı tutmanın gereğidir. Şiirde kullanılan redif, zengin uyak, tam uyak ve yarım uyak ile içses uyumu şiirin daha kolay akılda kalmasını, akıcılığı sağlar ve bazen verilmek istenen duyguyu yansıtır. 1.d. Şiirde Anlam Yıllardır tartışılan bir konudur: Şiirde anlam olmak zorunda mıdır? Ülkemizde bu tartışmayı başlatan İkinci Yeni şiir akımıdır. Şiirin ses, sözcük ve biçem kaygısını anlamın önüne koyan İkinci Yeni’ye şiir çevrelerinden tepkiler gelmiştir. Anlamın rastlantısal olduğu iddiası da yine İkinci Yeni kaynaklıdır. Daha önce de sözünü ettiğimiz gibi, şiir dilinin özelliklerinden biri şiirde anlamın çizgisel değil dolaylı olmasıdır. Şiirsel bir metnin çok anlamlılığı okurun onu anlamasından kaynaklanır. Şiirde, şiir olmayan metinlerin tersine, anlam şair tarafından hazır verilmez ve anlama ulaşma okurdan beklenir. Öyleyse şiir okuma her türlü okumanın üzerindedir ve okurun işbirliğini gerektirir. Bir metne sonsuz sayıda okuma yapılabileceğine göre “şiirde anlam sonsuzdur” gibi bir yargıya da ulaşabiliriz. 1.e. Şiir ve Çeviri “Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez; hatta yazılmış göründüğü dile bile.” diyor Jean Cocteau. Şiiri başka dillere çevirmenin doğru olup olmadığı tartışılan önemli konulardan biridir. Anlamanın okur merkezli olması, bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması, dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Ancak şiirin çevrilememesi durumunda da farklı ülkelerden şairleri tanımak ve okumak olanaksız bir duruma gelmektedir. ‘’Şiir, nesre kabil-i tahvil (çevrilmesi mümkün) olmayan nazımdır’’der Ahmet Haşim. 2- ŞAİR KİMDİR? Şiir gibi şairlikte farlı görüşlerle tartışıla gelmiştir. Şair kimdir sorusuna birçok kişi birçok farklı cevap vermiştir. Şiir gibi şairlikte çok geniş alanları kapsayan bir derin olgudur. Şairin toplumdaki işlevi ilkel çağlarda daha keskin çizgilerle belirlenmiş iken günümüzde belirli bir şair rolünden söz etmek daha zordur. Bunun nedeni düşüncenin ve sözün yerini alan yeni değerlerdir diyebiliriz. Şair yaşadığı dünyayı, olayları ve insanları herkesten farklı algılayan bir kişidir ya da olmalıdır. İzlenimlerini halka aktarırken diğer sanatçılar kadar rahat değildir çünkü ne günlük konuşma dilini kullanabilir ne de düzyazı tekdüzeliğini. Şairin dili diğer tüm yazın türlerinin dilinden üstün ve zahmet vericidir. Sözün özü şairlik, samanlıktaki iğneyi bulup karanlıkta ipliği delikten geçirmektir. Herkes şair olamaz. Herkes şiir yazamaz. Sanatla bilgiyi aynı kefede yani şiirde toplamak ancak şairlerin işidir. 3- METİN VE ŞAİR ARASINDAKİ İLİŞKİ NASILDIR? ŞAİR ŞİİRİNİN İÇERİSİNDE NE ÖLÇÜDE YER ALIR? Bir şey yaratmaya yönelim, içinde bulunduğu durumla yetinmeyen insanlar için geçerlidir. İçinde bulunduğu durum bir insana yetmiyorsa; içinde bulunduğu durum, ortam, kültür, coğrafya bir insanın içinde bulunanları tercüme etmekte yetersiz kalıyorsa, o insanın önünde bir kaç ihtimal var. Ya içindekileri, içinde bulunduğu durumu topluma taşımak için yeni bir yol, yeni bir yöntem bulacak veya yaratacak -ki sanat burada doğuyor, bu şiir de olabilir- ya da kendini bir şekilde avutacak. Bir şekilde içinde bulunanları kendine unutturacak. İnsanın, içinde bulundurduğu şeyleri, içinde bulunduğu topluma aktarmanın yolunu insan kendisi yarattığı zaman sanat eseri yaratmış olur. Bir insanı şiire götüren şey budur. Sizin içinizde bir şey var ve o içinizdeki şeyi dillendiremiyorsunuz. İletişim imkânlarının her birini denemenize rağmen taşıyamıyorsunuz. İfade edemiyorsunuz. İşte o zaman sizin mevcut bulunduğunuz ortamın yöntemlerinin dışında bir şey yaratmanız gerekiyor ki o taşınamayan, o kanalların taşımakta yetmediği, içinizdeki o insanlık durumunu yeni bir kanal yaratarak taşıyacaksınız. Bu ideal olanıdır. Çıtayı düşürdüğünüzde başka şeyler de olabilir. İfade edebildiğiniz bir şeyi hiç kimsenin daha önce aklına gelmeyen bir şekilde, bambaşka, bu dünyada olmayan bir şekilde ifade etmek de bir sanat eseri yaratmanın hem gerekçesi hem de yöntemidir. Olay çevresinde oluşan şiirlerde, bazen şair ile şiir arasında benzerlikler bulunur. Şiirde karşımıza çıkabilecek bu özellik bir belge niteliği taşımaz. Ama şairle, yazdığı şiir arasında kuvvetli bağların olduğunu bize gösterebilir. Şairlerin ruh hallerini, hayat hikâyelerini ve yaşadıkları ortamları göz önüne aldığımızda şiirlerine bu hallerinin yansıyıp yansımadığını alenen görebiliriz. Bu yönüyle her şiir yaratıcısının bir parçasıdır. Ondan bir şeyler taşır, şairi bize gösterir. Şair ile şiir arasındaki ilişki çok önemlidir. Her şiir şairinden izler taşır. Bir şiir ile onun mimarını ayrı kefelere koyamayız zaten. İkisi de birbirlerini tamamlarlar. Aralarındaki ilişki çok yoğundur. Bir şiire baktığımızda onun içinde bir yerlerde şairini de görebiliriz. Şairin yaşam tarzı, hayat anlayışı, sanatı, yaşamı, hisleri- kısacası şairi- şiirinde vardır her zaman. Bir şiiri yaratıcısından ayrı düşünemeyiz. Şair yazdıklarını yaşayarak, tadarak yazar. Şair Yılmaz Odabaşı bu konuda yer alan bir söyleşisinde şunu söylüyor:“Meselâ Şükrü Erbaş, hiç Güneydoğu’ya gitmediği hâlde benden 1993’te birtakım slâytlar aldı, o slâytlara bakarak“Dicle Üstü Ay Karanlık” diye bir şiir yazdı.’’ AHMET DEMİRCAN Yararlanılan Kaynaklar: Ahmet Haşim, Bütün Şiirleri, Dergâh Yay. ist. 1996
Haber Yazari: ahmet demircan ( )
...
Sosyal Etiketler: ahmet demircan > Denemeler > güzel yazılar > Hikayeler > Makaleler > şiir ve şair > yazılar
Yorum Yap |
Giriş Son Yorumlar
|
| Ana sayfa | Bilg/İnternet | Bilgisayar | Denemeler | Dini Yazılar | Genel | Hikayeler | Makaleler | Psikoloji | Sağlık | Tarih | Teknoloji |