Merhametten cüdâ yaşamayı kendine hayat kılmış şirzime-i kalil ehline tarihin söyleyebileceği çok söz olsa gerek..Toprağın cevvaliyet ve münbit bir tohum beklediği şu yıllarda,müstakbel düşüncelerin tayfının beşeriyete zerkedilmesi kaçınılmaz bir gerçektir.Son Karakol olma vasfını üzerinden kaldırmamış olması(Rabbim kıyamete kadar kaldırmasın!) ve istikametle beslenmiş tarihinin mevcudiyeti,İslam Dünyası adına ehemmiyet arzetmektedir.Hastayı hasta kılan hastalıktır mülahazasıyla,is-pas yörüngesindeki muzır düşüncelerden sıyrılarak ülkesi için yaşama,erdemli günlerin haykırmasını beklediği teamüller silsilesidir.
İradi olarak bu yolda olma ve yolun hakkını hak ölçüsünde verebilme,taşıdığı emanet yükünü mesuliyet bezmiyle taşıyabilme Hazreti Sabûr(celle celâlühü)’un yüce iradesine havale edilmiştir.”Kâf ile Nûn” uhuvveti,kavli ve fiili dualarımızın müşterek ızdırabıyla tecelliyet kesbetmektedir.Duadaki ızdırap,gönlün yerinden oynaması ve Rabb’e kurbet mülahazalı iç geçirme ne büyük bir devlettir ki,masumların konuşabildiği en talakatli lisan budur.
Bu ülke,”mağaradakiler”i tetkik ederek yolunu gözler hale geldi,her türlü işkenceyi reva görenleri ıslak tefekkürle şerh etti.”Arâf” ta kalma tercihi olamazdı, yeniden bir daha tedevvün ve tekevvün hatırına dikenli yollarda yürüme,aşkla istenen meta haline geldi..kapris çöllerinde göze girip çıkan kum tanecikleri adiyattan bir misafirdi bir hayli zamandır.Mercan ağlamaları duvara asılmayı hak etmiş şaheser liyakatinde bulunmayı her geçen gün zorluyor ve bunu bir kahramanlık zannedebiliyordu.Evet,esefle ifade etmeliyiz ki,bunlar bu talihsiz ülkemde yaşanmıştı…”Ağlarım,ağlatamam..” diyenler ve bunu edebe havale edip edebiyatta şerhini yapanlar,sessiz tarihin arşivine işaret buyuruyorlardı ağlamalı mısralarda.
Ülkenin nabzı hem ihmal edilmiş hem de yalancı emzik misali imhalle terbiye edilir hale getirilmişti..ve bundan da daha acısı umumiyet kesbetmesi için halka bunun propagandası yapılmış ve yollar işler(!) rolü gösterilmişti.
…ağlamalı nesrin uçuruma gitmeyen tümcelerinde kalem cevelânı,müstakbel adına fikir işçilerine karine sunmaya devam edecektir.Ne Kaf dağı ardından bir Anka,ne de helak fısıltısı Ebabiller istiyoruz;biz hahiş duyduğumuz yolun bu ülke serhaddinde kabule karin olmasını..asırlardan beridir ülke çatısını sendelemeye yörüngelenmiş ifrat balkonlarının sukutunu irade ediyoruz.Niyaz noktasında terennüm edegeldiklerimizle,gayretullaha dokunma namzedi nice karanlık işlere bulaşmış olanları Hazreti Sabûr(celle celâlühü)’a havale ediyoruz.
…Kırılmayan arzularımızla,yıkılmayan dileklerimizle,kapanmayan dualarımızla ve gözyaşlarımızla senin huzuruna vardık ey Müsebbib-ül Esbâb!..Bizi Sen’siz bırakma ki,Sensiz olan bir akıbetin kıyamet olduğunu inancımızla müdrikiz.Ülkemizdeki kıyamet-i asgarı(ve nicelerini) müşahede ettikçe Sana olan dua etme ihtiyacımız müdavemet kesbediyor ve edecektir de..Bizi ye’se düşürme ve ülkemizin her köşesinde ümit bayraklarının dalgalanmasını nasip eyle!
Dualarımıza eşlik eden gözyaşlarımızla,gözyaşına selam çakıyor ve diyoruz ki:
“Dalın beslenmesi ağlayan bulutladır.
Ağlamaktan mum nurlanır.
Nerede ağlıyorlarsa orada otur.
Çünkü ağlamak senin için daha iyidir.
Fani ayrılıkta olanlar,
Tamamen bekâ madeninin cevherinden habersizdirler.
Gönüllerinde taklit süsü bend oldu.
Gözyaşınla o bendi yık!”
Gürsel ÇOPUR
Gönderen İsim/Mail: Gürsel ÇOPUR/ gurselcopur@gmail.com



Yorum yapılmammış.